Safranbolu Havuzlu Asmazlar Konağı

Safranbolu Havuzlu Asmazlar Konağı

Anadolumuzun özelliğini koruyan az sayıdaki yerleşimlerden biri olan bu Safranbolu’yu, bilim, kültür ve sanat adamlarımız gündeme getirdi. Ancak filmleri, yayınları ve yatırımları ile değerlendiren ve Türkiye’ye tanıtan Turing oldu. Şehrin en büyük konağı onarıldı. Türkiye’nin ilk “Anadolu tipi geleneksel özgün oteli” olarak dünyaya sunuldu. Kentin imar şeklinin ve yerleşim düzeninin oluşmasında kasabanın ekonomik kalbi olan çarşı belirleyicidir. Ortadaki çarşıdan çevreye yayılan halkalar şeklinde yerleşim ve konum alan evler iki taraftaki yamaçlara doğru biçimlenir. Geçmişte “Osmanlının biçim verdiği” bütün yerleşim merkezlerinde olduğu gibi hiçbir ev arkasındakinin görüntüsünü kesmez.

Her evin seyredebileceği kendi tablosu ve manzarası vardır. Doğa, insan, ev, sokak, çarşı ilişkileri son derece dengeli ve düzenlidir. Havuzlu Asmazlar Konağı da bu halkalar içinde çarşı merkezine yakın bir noktada yer alır. Konağın ilk sahibi zamanın beyi olan Haşan Çavuşoğlu Hüseyin Ağa’dır. Konağın çevresi çok geniş bağlık bahçelik olduğu için sokak “Beybağı” ismini alır. Zamanında bu konağın satılacağını duyan Rusya’nın Kazan Türklerinden Eskipazar’a yerleşen “Ağsımazlar Ailesi” bu konağı satın alır. Bu aile sonraları Asmazlar, konak da Asmazlar Evi olarak anılmaya başlar.

Aynı aile bahçenin sokağa bakan ucuna doğru konağa eşdeğer ikinci Asmazlar Evini yaptırır. Zaman içinde iki konağın ortasına 1930’lu yıllarda Hacı Sabri Asmazoğlu tarafından bir ev daha yaptırılmıştır. (Kurumun Cevizli Konak olarak işlettiği bina) Havuzlu Asmazlar Konağı’nın ilk yapılışında, havuzun üstündeki bölüm, geniş bir salon ve depo şeklindedir. 1900’lü yılların ortalarına doğru yaşanan deprem sonrası, Hacı Sabri Asmazoğlu havuzun üst kısmındaki ahşap bölümü söktürüp, bu bölümü tek kata düşürmüştür. Aile için önce “aşağı ev sonra ortadaki ev (Cevizli Konak) yapıldığından” aile içinde yukarı ev olarak geçen Havuzlu Asmazlar Konağı’nda oturulmamış uzun süre boş kalmış, yıllarca tekel deposu olarak hizmet vermiştir. 1975 yılındaki yol genişletme çalışması sırasında hamamlara, çeşmelere ve Havuzlu Asmazlar Konaklarına gelen paşa suyunun, taksim yeri iptal edilince, yerine Havuzlu Asmazlar Konağı’nın bahçesine köşeye “su kulesi” yapılmıştır. Havuzlara ve çeşmelere buradan su dağılımı da yapılmaktadır. Konak, alt katındaki orijinal büyük ocaklı restoranıyla, kışın 130 kişiye; geniş, ağaçlı masif doğal taş döşeli, binayla bütünleşen bahçesiyle yazın 300 kişiye hizmet vermektedir.

1830 Tarikti Taş Kemerli Kapı 

Giriş kapısı yük hayvanlarının da sırtındaki yükle içeri girebilmeleri için geniş ve iki kanatlıdır, kalın ve masif ahşaptan yapılmıştır. Konağın bahçe girişi kemerli masif kesme taş duvarlıdır. Taş kemerli kapısında yapım yılı olarak Miladi 1830 tarihi yazılıdır. Konak, genişliği itibariyle büyük bir alana sahip olduğundan bahçeyi sokaktan ve caddeden ayıran uzunca bir taş duvara sahiptir. 

Evin üst katlarının dış cephesi ve iç bölümleri “yeydana” denilen duvarlarla bölünmüştür. Geniş ve yayvan bir çatısı vardır. Çatı da orijinal alaturka kiremitle kaplıdır. Hayat bölümüne, alt bahçe yönünden iki kanatlı kemerli, büyük bir ahşap kapıdan girilir. Kapıların el dövmesi, el emeği harikası büyük demir kilitleri, kabarık süslü halkaları, iri başlı dövme çivileri ve mandalları vardır. Hayat bölümünde ev halkının ihtiyaçları olan odunluk ve ambarlar bulunur. Ayrıca samanlık ve hayvanların barındığı yer de buradadır. Bu mekânlarda ailenin kullandığı büyük ocak bulunur, bu ocakta yufka ekmeği yapılır. Kazanlarda pekmez ve bulgur kaynatılırdı. Bu bölüm otel kullanımında ocaklı restoran olarak düzenlenmiştir.

Giriş kata bahçeden birkaç basamaklı, kenarları köşeli, geniş açılımlı, sahanlıklı bir merdiven düzeninden geçerek 2 kanatlı kapıdan girilir. Girişte ortada yüksek ahşap tavanıyla, masif geniş ahşap zemin döşemeleriyle, sade ve sıcak doğal koyun yünlerinden yapılmış bej, kahve, kemik tonlarındaki büyük kilimleriyle “sofa” sizi karşılar. Geniş sofa evin ortasında yer alır. Buraya “çardak ya da dışarıda” denilmektedir.

Ortadaki sofa köşelerdeki odaların arasına doğru uzanan Eyvan’la birleşir. Giriş katta, resepsiyon, 2 geniş köşe oda, 1 ocaklı oda ve bir mutfak bulunur. Üst katta ise 2 büyük köşe oda, 2 daha küçük ocaklı oda, havuzlu salonun üstüne yapılan bölümde ise 4 oda bulunmaktadır. Giriş sofadan, ahşap, düz sahanlıklı, merdiven basamaklarından alt katta bulunan “hayat bölümüne” inilir. Giriş katta sol tarafta konağın havuzlu salonu vardır. Alt kata ve konağa ismini veren salondaki havuz 6×6 ebatlarında üst noktası 2 metre yüksekliğindedir.

Ruhu ve Bedeni Dinlendiren Bir Mekan: “Havuzlu Asmazlar Konağı”

Yapılan bu havuz, döneminde serinlik vermesi, sükûnet verip, ruha hitap etmesi, dinlendirmesi, önemli görüşmelerde konuşmaların dışarıya yansımaması için musluk ağzından akan suyun sese karışmasıyla sesi dağıtması ve örtmesi, binanın tamamının ahşap ağırlıklı olmasından dolayı yangından korunmak amacıyla su deposu olarak kullanılması gibi birçok amaca hizmet etmiştir. “Havuz başında oturmak, serinlemek, sarı döküm aslanağzı formundaki musluktan akan havuza düşen suyun sesini dinlemek, ruhu ve bedeni dinlendirmek, başka âlemlere dalmak, sükûnet ve huzur içinde arınmak ayrıcalıklı bir olanaktır.” Sükûnetin namelerini çınlattığı havuzlu salon, suyun müziğe katılmasıyla gönülleri kanatlandırıp, sizi başka diyarlara uçurur. Suya yansıyan ışık adeta suda dans eder. Salonun zemini masif mermerdir. Havuzun yan kalkan duvarları masif taştır. Yaklaşık ıoo metrekare olan havuzlu salonun, ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinden tek parça ahşap tavanı vardır.

“Havuz başında oturmak, serinlemek, san döküm aslanağzı formundaki musluktan akan havuza düşen suyun sesini dinlemek, ruhu ve bedeni dinlendirmek, başka âlemlere dalmak, sükûnet ve huzur içinde arınmak ayrıcalıklı bir olanaktır.”

1988 yılında örnek olması açısından Safranbolu’nun ve Anadolu’nun ilk geleneksel özgün butik oteli olarak açılan Havuzlu Asmazlar Konağı yaklaşık 25 yıl geçmesine, onlarca otel ve işletme açılmasına rağmen aynı ihtişamını ve sadelik içinde soyluluğunu devam ettirmektedir.

Binanın havuzlu salon bölümü ve onun üstündeki odalar bölümü tavanları sonradan yeni olarak yapılmış olmakla birlikte ana binanın tüm odaları ve başodalar ve sofaların tavanları tamamen orijinal ahşap olup, günümüze kadar bozulmadan korunarak gelebilmişlerdir. Kendi üslubuna en sadık kalınacak şekilde restorasyonu yapılan Asmazlar Konağı, Anıtlar Kurulu izni ile yanında bulunan ev havuzuna bir üst kat eklenerek bütünlük içine getirilmiştir. 11 odada 27 yatak kapasitesi olan yapı işletmecilik açısından yeterli kapasitede olmadığından kapasiteyi yükseltmek ve işletme maliyetlerini düşürmek için bahçenin bittiği yerde aynı ailenin yaptırdığı ve geçmişte oturduğu ortadaki Asmazlar Evi (Cevizli Konak) 1998 yılında kiralanır. Konakta gerekli restorasyon çalışması yapıldıktan sonra işletmeye 6 oda daha kazandırılır, kapasite arttırılır. Bina, içindeki büyük havuzu, geniş ve ferah odaları, bu atmosfere uygun tutulmuş iç döşemesi ve otantik üslubuyla tam bir “geçmiş zaman cennetidir.” Geniş ve serin sofaları, ocaklı kilimli odaları, sofalardan bahçeye bakan eyvanları, insanı günümüzden koparır. Tarihin içinde dolaştırır, geçmiş zamanı yaşatır.

Odalar ve sofaların döşenmesinde eski yaşam tarzının içinde varolan sedirler ve raflar gibi klasik elemanlar kullanılmış fakat yer yatağının kullanımı işletme açısından çok zor olacağından Anadolu’da 19.yy ortaları ve 2o.yy başında büyük konaklarda varlıklı ailelerin kullandığı şekilde orijinal pirinç karyolalar kullanılmıştır. İç mimari ve bütünlüğün bozulmaması için günümüz banyosu geçmişte yüklük veya gusülhane olarak kullanılan kapaklı dolapların içine yerleştirilmiştir. 1980’li yıllarda o dönemde bu çalışmaların tamamının içinde bulunup eski bir eserin yeniden onarılıp, kültürümüze sahip çıkılıp, turizme ve toplumun kullanımına sunulmasında binanın tüm estetik düzenlemelerini, tefrişini ve donatımını dönemin genel müdürü ile çalışarak yapan bir insan olarak büyük bir onur ve mutluluk duymaktayım.

Turing Dergisi
377. sayı / Mart 2014

Yazı: Gürtan Köktürk / Fotoğraf: Turing Arşivi